YAYINLARIMIZ

Krize Karşı Geçici Ancak Önemli Bir Önlem Kısa Çalışma Ödeneği

Ekonomik krizle ilgili her geçen gün farklı sektörlerden serzenişler gelmeye devam ediyor. Bu tarz global ve olağandışı bir krizle her zaman karşılaşılmadığından, hazır bir hareket planı elbette yok. Mevcut durumdan çıkış için iktisatçılardan, bankacılara, uluslararası sermaye şirketlerinden, Hükümetlere, Sanayi Odalarına ve büyük sanayi kuruluşlarına kadar pek çok çevrede çözümler üretilmeye çalışılmakta ve herkes için geçerli bir sihirli formül aranmaktadır. Bazı iktisatçılar dünya tarihinde 18 aydan fazla süren kriz yok, nasılsa bu da geçer diyorlarsa da, sonuç eriyen ekonomi, küçülen şirketler, azalan istihdam, oluşan işsizlik gibi devasa ve uzun süreli problemler boyutuna ulaşmaktadır.

Krizden çıkışa yardım için bir takım ekonomik önlemler olduğu kadar, kanunlardan kaynaklanan ve yasal zeminde oluşturulan bazı önlemler de mevcuttur. Bunların bir kısmı yasada yer almasa da uygulama pratiğinden gelmekte, bir kısmı ise farklı yasalarda açık hükümlerle belirlenmiş durumdadır. Yasaca belirlenmiş olan bu imkanlardan birisi ve son dönemlerde adından sıkça söz edileni de “Kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği”dir.

Bu imkan önceleri İş Kanunun 65. Maddesinde düzenlenmiş daha sonra, 5763 sayılı yasa ile kaldırılarak, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa Ek 2 nci madde olarak eklenerek burada düzenlenmiştir. Uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi ve uygulamanın belirlenmesi amacıyla hazırlanan “Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Hakkında Yönetmelik” ise, 13 Ocak 2009 tarihinde 27109 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kısa çalışmanın ne olduğu konusu hala kafaları karıştırmaktadır. Bu sebeple karmaşık gelebilecek hukuki terimlere girmeksizin bir tarif vermeye çalışalım: Kısa çalışma kabaca, kriz nedeniyle iş almakta ve dolayısıyla, işçisine iş vermekte zorlanan işverenin, bu sebeple çalışanların iş akitlerini feshetmeden evvel, çalışanlarının bir kısmını veya tamamını, sigorta primleri ve ücretlerinin bir kısmı devlet tarafından verilmek suretiyle belli bir süre için tatile çıkarması ve böylece iş akdinin askıda kalmasını sağlayan bir yöntemdir. Böylece işçi, bu geçici süre içerisinde işveren toparlanana kadar işini kaybetmeyecek ve işsiz kalmayacak, aynı zamanda sigorta güvencesinden yararlanacak ve kısmen de olsa çalışıyormuş gibi bir ücret alacak, işveren de kriz ortamında işçi çıkarmak suretiyle hem yetişmiş kalifiye personelini kaybetmeyecek, hem de boş yere kıdem ve ihbar tazminatı yükü altına girmemiş olacaktır. Bu süreç iyi yönetilebilirse, geçici de olsa hem işçi hem de işveren açısından son derece önemli bir imkandır.

Kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmak için kanunda ve yönetmelikte detaylı olarak belirtilen bazı şartların yerine gelmiş olması lazımdır. Herşeyden evvel kısa çalışmadan bahsedebilmek için, genel ekonomik kriz gibi ulusal veya uluslararası ekonomide ortaya çıkan olayların, ülke ekonomisi ve dolayısıyla işyerini ciddi anlamda etkileyip sarstığı durumların sözkonusu olması, ve işyerinde uygulanan çalışma süresinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya en az dört hafta süreyle işyerindeki faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulmasını gerekmektedir.

Bu yasal imkandan yararlanabilmek için, öncelikle Türkiye İş Kurumuna dilekçe ile başvuruda bulunulması gerekmektedir. Kurum da işverenlerden gelen bu dilekçeleri toplayarak, Çalışma Bakanlığa göndermekte ve Bölge Çalışma Müdürlüğü kanalıyla, işyerlerinde yasal şartların oluşup oluşmadığı yönünde müfettişlerce bir inceleme yapılması istenmektedir. Görevlendirilen iki iş müfettişi tarafından yapılan inceleme neticesinde ise firma hakkında olumlu bir rapor verilmiş olması gerekmektedir. Bu olumlu rapor üzerine, o işletmenin kısa çalışma yapmasına izin verilmekte ve bu süreçte en çok altı aya kadar, o işletmede kısa çalışma uygulaması yapılabilmektedir.

Kısa çalışmadan yararlanacak işletme çalışanlarına, T. İş Kurumu tarafından minimum 399,60-TL., maksimum 799,20-TL.’ye kadar ücret ödenmekte, keza bu süreçte sigorta primleri de devletçe karşılanmaktadır. İşverenler açısından bu süreç, herhangi bir çıkış tazminatı ödemeksizin işçi ücret ve sigorta yükünden kısmen de olsa kurtulma ve nefes alma süreci, işçiler açısından ise, herhangi bir sigorta kaybı olmaksızın ve kısmen de olsa ücret alarak geçirilecek bir süreçtir. Böylece her iki yan açısından da bir yaşamsal destek niteliğindedir ve yapılması kaçınılmaz ve muhtemel pek çok iş akdi fesihlerine engel olma amacı güdülmektedir. Bu sebeple sözkonusu yasal düzenleme bu haliyle, devlet açısından da önemli bir sosyal sorumluluk politikasının önemli bir parçasıdır.

Sözünü ettiğimiz uygulamanın elbette pek çok detayları mevcuttur. Yukarıda sözü edilen yasa ve yönetmelik hükümleri okunduğunda büyük kısmına cevap bulunacaktır, ancak uygulamaya yönelik konularda kafalarda bazı soru işaretleri kalması da mümkündür. EBSO, kısa bir süre evvel, bu detayları yakalamak için, yukarıda bahsedilen bu imkandan kimlerin nasıl yararlanacağı, nasıl başvuru yapılacağı, işletmelerde nasıl incelemeler yapılacağına ve uygulamadan kaynaklanan sorunların nasıl giderileceğine dair konuları tartıştığımız çok yararlı bir toplantıya ev sahipliği yapmıştır. Endüstriyel İlişkiler Komitesi etkinliği olarak 10 Nisan 2009 tarihinde Odamızda gerçekleştirilen bu önemli seminere, konuşmacı olarak ; İş Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı, İşkur İzmir Müdür Yardımcısı ve EBSO Hukuk Danışmanı sıfatıyla biz konuşmacı olarak katıldık. Toplantı Ebso Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı sayın Erdoğan Çiçekçi moderatörlüğünde gerçekleşti ve seminerde katılımcılar için son derece değerli bilgiler derlenmiş oldu. Bölgemizden 80-90 civarında firmanın konuya ilgi gösterdiği de görülmüş oldu. 10 Nisan 2009 tarihinde EBSO bünyesinde verilen seminerde derlenen ve yasada ve yönetmelikle ilgili merak edilen bazı detayları bu toplantıya katılamayanlar için burada özetlemek istiyorum: 

Kısa çalışmadan yararlanmak için müracaat esnasında istenen başvuru evraklarının eksiksiz ve tam olarak doldurulması şartı aranmaktadır. Bu ilk başvurunun kabul edilmesinden sonra, Türkiye İş Kurumu tarafından teslim alınan evraklar, prosedürler kısaltılarak, bekletilmeksizin doğrudan inceleme için Bakanlık İş Müfettişliğine gönderilmektedir. Sonrasında İş Teftiş tarafından görevlendirilen müfettişler işyerine bilgi vererek işyerlerini ziyaret etmektedir. İşletmeye gelen müfettişlerin, işyerindeki iş azalmasını belirlemek için inceledikleri bazı önemli hususlar şunlardır ; aylık bazda 2007-2008-2009 üretim rakamlarının karşılaştırması yapılmakta, işçi başına üretim miktarlarının ve üretim adetlerinin rakamsal boyutta karşılaştırılması yapılmakta, işyerinde bu süreçte işçi çıkışı olup olmadığı incelenmekte, bu esnada işyerinde fazla mesai çalışması yapılıp yapılmadığı ve bordrolarda fazla mesai tahakkuku yapılıp yapılmadığa bakılmakta, satış rakamları, ciro, kar, alınan sipariş miktarları veya alınan ve iptal edilen siparişlere bakılmakta ayrıca hammadde-mamul-yarı mamul olarak stoklar incelenmekte ve bunlar dışında ayrıca işletmede iş gücü fazlalığına neden olacak başkaca her türlü bilgi ve belge denetlenmektedir. Burada dikkat edilmesi gerekli olan en önemli şey, her bir unsurun tek başına etken olmadığı ve değerlendirmenin tüm bu sayılanlar çerçevesinde genel olarak yapılmasıdır. 

Burada yapılan uygunluk tespitinden sonra İşkur’un sitesinde kısa çalışma şekli ile ilgili tablonun doldurulması istenmektedir. Katılımcılar tarafından sorulan ve esasında uygulamada da sık sık karşılaşılan bazı sorular da açıklığa kavuşmuş bulunmaktadır. Örneğin; kısmi çalışmadan yararlanacak işçilerden muvafakat alınması gerekeceği, işverenin önceden SSK’ya borcu var ise bunun kısa çalışma müracaatı yapmaya engel olmadığı, yıllık iznin belirlenmesi açısından kısmi çalışmada geçen sürelerin çalışılmış gibi değerlendirilmesi gerektiği, kısmi çalışmanın her işçi için aynı tarihte başlamak zorunda olmadığı, kısa çalışma esnasında herhangi bir sipariş gelirse, bu süreçte kısa çalışmaya ara verilebileceği ve sırf bu süre için işsizlik ödeneğinin ödenmeyeceği, kısa çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihlerinin her halukarda 6 aylık süre içinde olması gerektiği, süre sonunda uzatma talebi yerine ancak yeni bir müracaatın sözkonusu edilebileceği, kısa çalışmadan yararlanacak işçiler için son üç yıl içinde en az 600 gün prim ödeme şartı sözkonusu olduğundan, süresi dolmayan işçiler için kısa çalışmadan yararlanma hakkının ancak bu 600 günü doldurduğu andan sonra başlayabileceği ancak yararlanma açısından kısa çalışmanın başlangıç tarihinin baz alınacağı ve kısa çalışma süresi içinde 600 günü dolduracak işçilerin bu kısa çalışmadan yararlanamayacakları sözkonusu edilmiştir. Oldukça yararlı geçen detaylarını buraya alamadığımız toplantıda bu ve buna benzer pek çok soruya cevap aranmıştır.

Özetlemek gerekirse ; kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği, ekonomik krizden etkilenen ve iş üretmek ve iş vermekte zorlanan işverenler açısından ve bu işletmelerde çalışan personel yönünden, en az 6 ay süreyle işletmeye nefes aldırabilecek önemli bir hukuki araç olarak, ihtiyaç hisseden işverenlerin başvurularını beklemektedir. 

(Bu Makale Ege Bölgesi Sanayi Odası Dergisinde 2009 yılında “Görüş” köşesinde yayınlanmıştır.)

Diğer Makaleler