YAYINLARIMIZ

Ekonomik Krizde Kobiler İçin Alınabilecek Hukuki Önlemler Ve Çözüm Önerileri

Global krizi ilk hissedenler kuşkusuz Kobiler. Normal koşullarda, finansman sıkıntısıyla, maliyetlerin yüksekliği ile uğraşan, istihdam üzerindeki devasa yüklerle ve doğrudan ve dolaylı alınan vergilerle boğuşan Kobiler, bu kez de Amerika’dan başlayıp tüm dünyaya yayılan krizle mücadele etmek durumundadır.

2009 yılının ilk yarısı bu mücadele ile geçecek görünüyor. Her geçen gün krizle ilgili endişeler artırmakta, ekonomi daralmaktadır. Kriz tüm dünyada finans krizinden, istihdam krizine dönmektedir. Bu ortamda, hükümetlerin ilk işi, gereken ekonomik ve koruyucu tedbirleri almak, teşvik uygulamalarına gitmek, ucuz ve kullanılabilir kredi imkanları sağlamak, istihdam üzerindeki aşırı yükleri hafifletmek, işçi ve işveren kesimini rahatlatacak, işten çıkarmaları engelleyecek, yeni ve esnek çalışma yöntemleri getirmek, bunun için de ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri bir an evvel hayata geçirmek ve neticede piyasaları rahatlatmak olmalıdır. Hal böyle olmakla birlikte, Ankara’dan istenen ses bir türlü çıkmamaktadır. Ne bir ekonomik paket açıklaması, ne de reel ekonomiyi harekete geçirecek bir adım atılmakta, Kobileri de bu hengamede ayakta tutabilecek ciddi bir önlem alınmamaktadır.

Bilindiği üzere, ülkemiz sanayisinin %98’i Kobilerden oluşmaktadır. Ülkemizin dünya çapında, iş yapan iş üreten firmaları, tüm dünyada ezbere bilinen markaları maalesef yoktur. Dışa bağımlı bir yaşam, dövize endeksli bir ticari hayat ister istemez, dış dünyada yaşanan bir dalgayı, tsunami etkisi ile hissetmemize neden olmakta, bu dalganın önünde cesaretle duramayışımıza neden olmaktadır. Tarım sektörü benzeri sektörlerde daha az rastlanmakla beraber, metal sektöründe ve buna bağlı otomotivde sıkıntılar çok daha fazla göze çarpmaktadır. “Global business” diyebileceğimiz, bu tarz iş hacimlerinde, kazançlar gibi, kayıplar da hızlı ve kontrolsüz yaşanmaktadır. 

İşten çıkışlar ve açılan davalar kısır döngüsüne hukuki çareler bulunmalıdır.

Bu ortamda, yer yer siparişleri azalan firmalarda, satışlara bağlı olarak, üretim de azalmakta, bunun neticesinde de, ihtiyaç fazlası personel oluşmakta ve bu kısır döngü işverenleri mecburen işten çıkışlar konusunda karar almaya itmektedir. 2003 yılında İş kanunu’ nda yapılan değişiklikle iş yaşamımıza dahil olan “iş güvencesi” hükümleri de bu noktada bir açıdan işlevini ve anlamını yitirmiştir. Çalışanları ve işçiyi Avrupa normlarında korumaya yönelik olan ve son derece iyiniyetle ve insani duygularla, iş yaşamımıza giren bu yasal hükümler, bugün gelinen noktada gerçek bir iş güvencesi olmaktan çıkmış, maalesef işçi açısından kolay alınabilir bir ek kazanç, işveren açısından ise personel çıkarırken her halukarda ödemek durumunda kaldığı ek bir gidere dönüşmüştür. İşe iade tazminatını alan ancak işsiz kalan işçi ile, maliyetleri ve sıkıntıları daha da artan işverenin içerisinde bulundukları bu kısır döngüden en azından bu ekonomik kriz döneminde çıkaracak bazı ek düzenlemelere ihtiyaç vardır.

İşçi olmazsa işveren, işveren olmaz ise işçi olmaz prensibi gereği, işletmeleri koruyan ekonomik ve hukuki ek önlemlere acil ihtiyaç vardır. Bu önlemler alınmaz ise, hali hazırda işini kaybedenler olduğu gibi, kaybetmekte olanlarda veya bir süre sonra kaybedecek olan işçi sayısında ciddi bir patlama olacaktır. Bu esasen, toplumsal barışı bozan ve sosyal patlamayı da beraberinde getirebilecek çok tehlikeli bir oyundur. Ancak, şu kadarı bir gerçektir ki, acil önlem alınmaz ise asıl patlama 9-10 ay sonra yaşanacaktır. Zira, bugün iş akdi feshedilen işçi aldığı tazminatla bir süre geçinebilecek, yeterli süre çalışmış ve prim ödemişse Türkiye İş Kurumundan kendisine 6 ila10 ay arasında işsizlik sigortasından maaş da bağlanabilecektir.

Oysa, bu yasal süreç, doğal olarak bir gün gelip de sona erdiğinde, işverenin verecek işi, işçinin de yapacağı bir işi olmaz ise, maalesef aş da yok demektir ki, bizce asıl felaket de budur. Bu anlamda, derhal bir takım acil önlemler alınmalıdır.

Yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

İş yasalarına genel olarak bakıldığında, güçsüzün öncelikle korunması ilkesi gereği, işçi haklarına ağırlık verilmiş, ancak güçlünün hep güçlü olduğu inancı ile işverenler açısından hukuksal koruma şemsiyesi hep daha zayıf olmuştur. Bugün yaşanan finansal krizinin de etkisi ile dengelerin değiştiği ve her iki kesime hele Kobilere bakıldığında güçlü tarafın kalmadığı görülmektedir. Ekonomik gerekçelerle yapılan bir feshin, iş güvencesi hükümleri gereği işe iade davaları ile sonuçlanma olasılığından yukarıda bahsetmiştik.

Konunun detayı şudur : 4857 sayılı İş Yasasında yer alan 18. ve devamı maddeler gereği, Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Bu noktada, ekonomik kriz, piyasa dalgalanmaları, sipariş azalması, üretim azalması gibi genel sebeplerin geçerli sebepler olup olmadığı her işyerine göre ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bir başka değişle mahkemeler önlerine gelen her bir davayı işçinin ve işverenin kendi özel durumuna ve koşullarına göre ayrı ayrı değerlendirmek durumundadırlar. Yargının en üst mercii olan Yargıtay, genel anlamda işverence zorunluluk olarak adlandırılan bazı hususların tek başına yeterli neden oluşturmadığı düşüncesiyle, başkaca hususları araştırılmakta, fesih öncesinde ve sonrasında en az 3’er aylık döneme kadar yeni işçi alınıp alınmadığını, işletmede fazla mesai ve genel tatillerde çalışma yapılıp yapılmadığını araştırılmakta, işverence yapılan yatırım ve genel harcamalara bakılmakta, sonra iş akdi feshedilmek istenen işçinin başka departmanlara kaydırılması, ihtiyaç olan noktalarda şirket içi eğitime tabi tutularak kendisine yeni iş verilmesi, işyerinde bir takım ekonomik sıkıntılar olsa dahi, ilk etapta başka tasarruf önlemlerine gidilerek, bunun doğrudan işçiye yansıtılmamasını istemekte, bu nedenle de ; evvela fazla mesailerin kaldırılması, esnek çalışma modellerinin getirilmesi, işçinin muvafakati ile ücretsiz izne gönderilmesi, gerekirse işçi ücretlerinde indirim yapılmasının teklif edilmesi, işyerinde işçi çıkışı dışında mümkün olan başkaca tüm tasarrufların yapılmasını ve en nihayet bundan da bir sonuç alınamazsa feshin düşünülmesi gerektiğini bildirmektedir. Hukukta bu prensibe ultima ratio = feshin en son çare olması ilkesi denilmektedir. Bu sebeple, personel çıkışlarında anılan kriterlere uyulması gerekmektedir. Aksi halde açılacak işe iade davasından dolayı, 4 ay boşta geçen süre ücreti ve mahkemece işçinin kıdemine ve konumuna bakılarak takdir edilecek 4 ila 8 aylık ücret tutarında iş güvencesi tazminatına hükmedilebilmektedir. Bu yönde açılmış halen binlerce dava mevcuttur. Mahkemelerce yapılan bu yerindelik denetimi, genel olarak, işletme yönetimi konusunda yeterli deneyime sahip olmayan bilirkişilerce yapıldığından, aranan kıstaslar zaman zaman realite ile örtüşmemektedir. Bu sebeplerle, mevcut yasal düzenlemeye bir cümle eklenerek, geçerli sebep kavramına, ekonomik kriz kelimesinin de ilavesi ile, ekonomik krizden ciddi şekilde etkilenen ve içerisinde olduğu bu durum objektif şekilde önceden belgelenen şirketler için bu yasal hükmün, bu süreçte geçerli olmayacağına dair bir ilave yapılabilir ve gereksiz yere dava sayısının artması da kolayca engellenebilir kanaatindeyiz.

Bunun ötesinde yasada yer alan ancak atıl duran, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği’nin de işler hale getirilmesi gerekmektedir. Zira bu hususta da ciddi bir mevzuat karmaşası sözkonusudur. İş Kanununda 65. maddede yer alan aynı adlı düzenlemenin, 5763 sayılı kanunla 26.05.2008 tarihinde kaldırılması ve aynı maddenin bu kez benzer bir biçimde 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Ek 2. madde olarak düzenlenmesi neticesinde, konu hakkında daha evvel düzenlenmiş yönetmelik ve genelge iptal edilmiştir. Halihazırda bir uygulama yönetmeliği çıkarılmadığından, başvuru yapılan Türkiye İş Kurumu, işverenlerden gelen bu dilekçeleri toplayarak, Çalışma Bakanlığına göndermekte, ancak bu başvurulara uzunca bir süredir ses çıkmamaktadır.

Sözkonusu madde metnine göre, işyerinde geçici olarak en az dört hafta işin durması veya kısa çalışma hallerinde işçilere çalıştırılmadıkları süre için işsizlik sigortasından kısa çalışma ödeneği ödeneceğinden bahsedilmektedir. Öte yandan, kısa çalışma süresinin, zorlayıcı sebebin devamı süresini ve herhalde üç ayı aşamayacağı belirtilmiştir. Bu işlem için de öncelikle Bakanlığa gelen dilekçe gereği, Bölge Çalışma Müdürlüğü kanalıyla, işyerlerinde yasal şartların oluşup oluşmadığı yönünde bir inceleme yapılması gerekmektedir. Bunun şekil ve esaslarını düzenleyen, bir yönetmelik veya genelge bulunmadığı için de ciddi bir belirsizlik mevcuttur ki, bu, herkesin elini kolunu bağlamaktadır. Oysa, kısa çalışma için bahsi geçen kurumlar, ellerinde bir uygulama yönetmeliği olsa, çok daha hızlı hareket edebilecek ve bu zor zamanda, 3 ay gibi kısıtlı süre için olsa da başta Kobileri ve tüm işverenleri rahatlatacak bir imkana kavuşulacaktır. Bu açıdan da acil bir hukuki düzenleme şarttır.

Tüm bunlar yanında, isteye bağlı yasal ücretsiz izin gibi, çalışma süresine bağlı olarak ücretlerde indirim alternatifi gibi, ihtiyaç duyan işletmeler için haftalık çalışma sürelerinin kısaltılması ve buna bağlı olarak farklı ücret ve sigortalılık sistemlerinin devreye alınması gibi, iş ayrımı yapılmaksızın belirli süreli çalışma yapılabilmesi gibi, belli sektörler için alt işverenlik kavramının genişletilmesi gibi, ve hatta altı senedir bekleyen kıdem tazminatı fonunun devreye alınması gibi pek çok hususta hukuki düzenlemelere ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz. Popülist yaklaşımlarla, pek çok gelişmiş dünya ülkesinde halen uygulanan, bu tarz düzenlemeler geciktirildikçe, iş dünyasının sıkıntıları maalesef büyümeye devam edecektir.

(Bu Makale EGE KOBİDER Dergisinde “Görüş” köşesinde yayınlanmıştır.)

Diğer Makaleler